teknoloji

24/9/2006

BİSİKLET

Leonardo’nun esrarengiz bisikleti

Leonardo’nun esrarengiz bisikletiBisiklet tutkunları için Leonardo da Vinci'nin çizdiği bisiklet eskizi, sanatçının baş yapıtı varsayılan Mona Lisa tablosundan çok daha büyüleyicidir. Ancak son zamanlarda Leonardo Usta’nın atölyesinde yaratıldığı düşünülen bisiklet çizimine, bazı kesimler aldatmaca gözüyle bakıyorlar.

İsterseniz gelin, o döneme doğru kısa bir yolculuk yapalım. Rönesans, insan anatomisinin ve doğanın olağanüstü özelliklerinin tekrar keşfedildiği bir dönemdir. Mekanik yasalar ve olayların 'neden-sonuç' ilişkilerini sorgulayan bakış açısı, gizemcilik ve simya ilminin yerini almaya başlamıştır bu devirde. Ve tekerlek, teknolojinin gücünü somutlaştıran bir simge olmuştur.

Leonardo’nun esrarengiz bisikletiLeonardo da Vinci (1452-1519) Rönesans döneminin en renkli kişiliklerinden biridir: Sanatçı, mucit, mühendis, mimar, bilgin, tıp uzmanı, jeolog ,fizikçi ve müzisyen kimlikleri ile tanınır. 1493'te, yani Badenli mucit Karl Friedrich Drais von Saverbronn'un (1751-1851) bisikletin atası sayılan ilk “yönlendirilebilir koşma makinesi”ni geliştirmesinden tam 400 yıl önce, Leonardo, eşit çapta iki tekerleği, pedalı, zinciri ve dişlisi bulunan, kısaca bugünkü bisikletlerin temel yapılarıyla inanılmaz derecede benzerlik gösteren bir araç tasarlamış. Ne var ki Leonardo da Vinci'nin bu bisiklet taslağı, yaklaşık yarım asır boyunca tutkalların ardındaki karanlıklarda kalmış.

Gizemli hikayemiz, Leonardo da Vinci'nin çalışmalarının restorasyonu sırasında bulunan bazı gizli kayıtların gün ışığına çıkmasıyla başlar. Edebiyat tarihçisi Augusto Marinoni, 1974 yılının Nisan ayında verdiği bir konferansta, Leonardo da Vinci ve öğrencilerinin tabakalar dolusu taslaklarını içeren ve "Codex Atlanticus" adıyla anılan ünlü albümün içinde, kabataslak bisiklet resmini keşfeder ve tüm dünyanın dikkatine sunar. Profesör Marinoni'ye göre, bu taslak, Leonardo da Vinci'nin bisikletin mucidi olduğu gösteren su götürmez bir kanıttır.

"Codex Atlanticus" albümünün serüveni 16’ncı yüzyıla kadar uzanıyor. O dönemin müzelerinde görev yapan ve arşivlerin bakımı ile onarımından sorumlu olan Pompeo Leoni, Leonardo'nun stüdyosundaki çizimleri ve çıraklarının kullandığı bazı tabakaları ele geçirmiş. Darmadağınık haldeki tomarlarca kağıdı derleyip toparlayabilmek için, Leoni, sayfaları birbirlerine tutkallayarak üç ayrı albüm oluşturmuş. Leonardo tutumlu ve müşkülpesent bir sanatçı imiş; çizimlerini yaparken kağıdın her iki tarafını da kullanırmış. Bu tür kağıt yapraklar hem ön, hem de arka yüzleri görülebilecek biçimde, ortalarına kare şeklinde pencere açılmış karton çerçeveler yapıştırılarak sağlamlaştırılmış. Anlatılanlara göre, bazı sayfaların arka yüzlerinde üstadın talebeleri pratik yapmışlar. Leoni, arka taraflarında karalamalar olan sayfaları sağlamlaştırırken, destek kartonların ortasına delik açmamış ve anlamsız bulduğu çiziktirmeleri bir anlamda mühürlemiş.

1966-69 yılları arasında, "Codex Atlanticus" albümü Milano'daki Ambrosio Kütüphanesi’nden onarım amacıyla çıkartılarak, Roma yakınlarındaki Grottaferrata Manastırı’nın restorasyon laboratuvarında görev yapan rahiplere emanet edilmiş. Albümün sayfalarını tek tek elden geçiren keşişler, destek kartonlarına delik açılmamış bir tabakayı kenara ayırmışlar ve tutkallarını sökmüşler. Arka yüzü görünür hale gelen 133 numaralı sayfada, bir çift müstehcen çizim (ne olduğunu sormayın!), baştan savma karalanmış genç bir adam karikatürü ve pedal gücüyle hareket eden bisikletin mekanik özelliklerini taşıyan aracın kabataslak resmi açığa çıkmış.

Leonardo’nun esrarengiz bisikleti

Bisiklet benzeri bu alet çizilirken iki ayrı renkte kalem kullanılmış. Gidon, transmisyon düzeneği ve jant telleri -metal aksamı belirtmek için- koyu kahve renkli kalemle, kadro ve tekerlekler -ağaçtan imal edildiğini göstermek için- açık kahve renkli kalemle resmedilmiş; tekerlekler de belli ki pergelle çizilmiş. Tekerleklerin her birinde sekiz simetrik jant teli bulunuyor. Bisikletin kadrosu ve gidonu tamamlanmamış veya silinmiş gözüküyor. Pedalların, zincir mekanizmasının ve sele desteklerinin çizimi baştan savma yapılmış.

Leonardo’nun esrarengiz bisikleti Leonardo’nun esrarengiz bisikleti Leonardo’nun esrarengiz bisikleti

Leonardo’ya ait değişik cihazların çizimleri

Buraya kadar her şey normal gözüküyor değil mi? Şimdi sıkı durun. Leonardo'yu araştıran çoğu tarihçi, sanatçının kendine has rakamlar ve işaretler sistemine uymadığı için bu çizimi başkasının yaptığını düşünüyorlar. Örneğin, Alman bisiklet kuramcısı Hans-Erhard Lessing, bisikletin, hemşehrisi Baron Drais von Sonnerbronn tarafından icat edildiğini iddia ederek, Leonardo'nun "Rönesans Bisikleti" hakkında şu şok açıklamalarda bulunmuş: “Bisiklet taslağının çiziminde kalem kullanılmış. Kalem ucu, grafitten imal edilir. Grafit, 1564 yılında, yani Leonardo'nun ölümünden yıllar sonra, İngiltere'de keşfedildi. 1960'larda, "Codex Atlanticus" albümünün restorasyonunda çalışan rahipler bu sahtekarlığı yapmıştır. İtalyanlar bisiklet buluşunun kendilerine ait olması gerektiği konusunda fazla tutkulular ve kendilerinden geçmişler."

Kaliforniya Üniversitesi’nden sanat tarihçisi Carlo Pedretti, 1961 yılında söz konusu çizimin bulunduğu sayfayı, henüz tutkalları sökülmemişken, güçlü bir ışık tutarak incelediğini ve bisiklete benzer bir şey görmediğini söylüyor. Gözüne ilişen iki daire ve onları birleştiren eğimli çizgiyi not defterine kaydeden Pedretti, "Gördüğüm şekil bisiklet değildi," diyor.

Bir diğer iddia da, bisiklet çiziminin, orijinal resim kaybolduğu için Leonardo'nun öğrencileri tarafından yapılmış kaba bir röprodüksiyon olduğu. Resmi kopya ettiği sanılan kişiler arasındaki en güçlü aday ise üstadın en favori öğrencisi Salai. İşte “Rönesans Bisikleti”ne ait gizemli hikayenin özeti böyle.

Leonardo’nun esrarengiz bisikleti

Leonardo’nun esrarengiz bisikletiTüm bu iddialara rağmen, ünlü mucidin memleketi Floransa'nın yakınındaki Leonardo da Vinci Müzesi’nde görev yapan modelleme uzmanları, bisikletin tahtadan birebir kopyasını yapmışlar. Yolunuz düşerse bir göz atın :)

Hadiseye Leonardo da Vinci odaklı yaklaştığımızda, biz, kendi çizimi olmasa bile, taslakta gördüğümüz bisiklet fikrinin ondan çıktığına inanıyoruz. Neden mi? Şöyle ki; çizimi gün ışığına çıkaran Profesor Marinoni, eskizin 1493 yılına ait olduğunu söylüyor. 1967 senesinde Amerikalı akademisyen Jules Piscus'un, Madrid Ulusal Müzesi’nde ortaya çıkardığı, "Codex Madrid" adını taşıyan iki albüm aynı dönemde yazılmış. Hatta bu albümlerin birincisi olan "Codex Madrid I" adlı eserin kapağına Leonardo da Vinci kendi el yazısı ile tarih atmış. "Codex Madrid I"in içindeki 10r numaralı tabakada, bisiklet eskizindeki zincir-dişli mekanizmayla tamamen uyuşan, Leonardo tarafından çizilmiş resimler var. Bu zincir ve dişli resimleri başta cisimleri kaldırma amacıyla tasarlanmış gibi varsayılmışsa da, bisiklet eskizinin ortaya çıkmasının ardından, söz konusu parçaların güç iletme gayesiyle de dizayn edilmiş olabileceği fikri yaygınlaşmış.

Bisiklet taslağı meselesinde, Leonardo da Vinci'nin sorgulanmasından öte, bu mucizevi aracın keşfini millet olarak sahiplenme mücadelesi var. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, İtalyanlar, buluşun kendilerine ait olması gerektiğine inanıyorlar ve Almanlar’ın elinden bu gururu kapabilmek için büyük bir gayret içerisindeler.

Leonardo’nun esrarengiz bisikletiAynı şeyi zamanında İngilizler denemişti. İddia edildiğine göre bisikletin temelini oluşturan ilk figür, Buckinghamshire Stoke Poges'daki Saint Giles Kilisesi’nin pencere camında, bacaklarını iki yana açarak bisiklete benzeyen aracın üzerine oturmuş bir meleğin betimlendiği vitrayda bulunmaktaydı. Pencerenin 16’ncı yüzyılın sonlarından kalma olduğu söyleniyordu. Bir okurumuz ile bu konuyu paylaştığımızda, vitraydaki meleğin, kilise çıkıntısına oturmuş olduğu ve tekerlek benzeri nesnenin de "wheel of fortune", yani “çarkıfelek”i sembolize ettiği yorumunda bulunmuştu. Çarkıfelek figürünün şöhreti Tarot kartlarından kaynaklanıyor. Kart üzerinde yer alan çark, akıcı evrenin ebedi devinimini ve insan yaşamının sürekli değişkenliğini sembolize ediyormuş. Tarot kartının orta yerinde resmedilen çarkıfeleğin yanı sıra, dört köşede dört ayrı yaratık görüyoruz. Bunlar melek, boğa, inek ve kartal. Bu figürlerin İncil’den alındığı ve kutsal kitapta bahsedilen "Tanrı’nın tahtını taşıyan yaratıklar" ile kart üzerinde görülen yaratıkların aynı olduğu söyleniyor. Aralarındaki "erkek melek" ise, havanın simgesiymiş. Herhalde İngiltere’deki kilisenin camında tasvir edilen bisikletin patlayan lastiğine, ağzındaki ilkel pompayla hava basıyordu. Belki buradan ilk pompayı İngilizler’in keşfettiği sonucuna da varabiliriz :)

Leonardo’nun esrarengiz bisikletiFransızlar ise, ünlü mucit Compte de Sivrac'in "Hobbyhorse" olarak adlandırılan, iki tekerlekli, pedalları bulunmayan ve bacak gücüyle devinim kazanan aygıtını, ilk bisiklet olarak kabul ediyorlar.

Yani özetle; "İlk bisikleti kim icat etti?" sorusuna, Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere’den ayrı ayrı cevaplar alıyoruz.

Modern çağı hızla yaşadığımız bu dönemde asıl sorgulanması gerekenin, bisiklet adı verilen bu olağanüstü aracı kimin icat ettiğinden çok, onu günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline nasıl getirebiliriz konusu olması gerektiğini düşünüyoruz.

24/9/2006

TECHNO

zay hakkında bilgilerinizi sınayın
Ay hakikaten bir dede değil, kara delikler galaksiler arası geçiş kapıları değildir ve kuyruklu yıldızlar sevindiklerinde kuyruklarını sallamaz. Uzay hakkında bilginizi sınayan bu test sizin için ufak bir adım olabilir ama insanlık için büyük bir hizmet!... »

Uzay hakkında bilgilerinizi sınayın
Sıradışı şehir taşıtları

Sıra dışı şehir taşıtları

Hayatımız otobüs, metro, dolmuş, taksi, tramvay, vapur, metro, otobüs şeklinde geçiyor. Büyüyünce scooter, daha büyüyünce otomobil istiyoruz ama şimdilik bunlara tek alternatif bisiklet gibi görünüyor. Büyük şehirlerden birinde oturuyorsan... »

Küresel ısınmada kritik 10 yıl
Sera etkisinin küresel ısınmayı tetiklediği biliniyor. Ancak politikacıların ve bilim adamlarının söylediklerinin aksine dünyanın küresel ısınma ile mücadele edebilmesi için düşünülenden çok daha az zamanı olabilir. İngiltere’nin eski kabine başkanı... »

Küresel ısınmada kritik 10 yıl
Saatin tarihi

Saatin tarihi
Saatlere anlamlar yükleyip modern hayatın bizi nasıl kıskıvrak yakaladığından filan şikâyet etmeye hakkımız yok, dünyadaki ilk günlerinden beri insanlar bir şekilde zamanı ölçmeye çalışmışlar. Yani aynen saçlarımız gibi saate olan merakımız da... »

Gıcık pi
Pi, biliyor olabileceğiniz gibi, dairenin alanını ve çevresini bulmaya yarayan bir sayı. 3,14 deyip geçiyoruz ama göründüğü kadar mülayim bir sayı değil pi; dört bin yıldır matematik ile felsefenin her tarafına, piramitlere ve hatta ekin halkalarına kadar... »

Gıcık pi
Bilgisayarlar yanlış bir şey yaptığınızda patlar mı?


Bilgisayarlar yanlış bir şey yaptığınızda patlar mı?

Hasbelkader kendinizi bu sitede buldunuz ve aslında bilgisayarlardan hiç mi hiç anlamıyorsunuz. Bu yazıyı sizin için yazdık. Birkaç dakika içinde HDD, CPU, RAM gibi kısaltmaların ne demek olduğunu, hangi şeyin kasa, hangi şeyin harddisk olduğunu...

24/9/2006

HAYATIMIZI DEGISTIREN ICATLAR

Yazı (M.Ö. 3500): Tarih kitaplarımızda yazının Sümerler tarafından bulunduğu yazar. Daha yenilikçi yaklaşımlar ise yazının aynı dönemde Mısır uygarlığı tarafından bulunduğunu, yani yazının dünyadaki iki farklı uygarlığın aynı zamanda bulduğu bir şey olduğunu söylüyor. Yazının bulunması, insanlık tarihinde bilgi adına atılmış ilk adımdır.

Takvim (M.Ö. 45): Takvimler astronomik olaylara göre ayarlanır. Evrende bizim için en önemli iki astronomik hadise de güneş ve ay olduğuna göre takvimlerimizi bunlara göre ayarlamamız son derece doğal. Bugün kullandığımız Gregoryen takvimin babasını, M.Ö. 45 yılında Sezar hazırlamış. Bu takvimin başlangıcı da Cleopatra ile ilk buluşmasıymış. Ancak bu takvim 128 yılda bir 1 gün atarmış. Bunu engelleyecek ince ayar 15 Kasım 1582'de yapılmış.

'HayatımızıPusula (206): Pusula, eski Çin hanedanlıklarından Qin'in bilim adamları tarafından keşfedilmiş. Çinli büyücüler, mıknatıs taşlarını fal bakarken kullanıyormuş. Sonunda birileri mıknatıs taşlarının belirli bir yönü gösterebildiğini fark etmiş ve ilk pusula böylece ortaya çıkmış. Ancak bu pusuladan çok, bir platformun üzerine bırakılmış bir kaşıkmış. Manyetize edilmiş bir iğnenin yuvarlak bir kutuya konması ise 850 ile 1050 arasında bir zamanda, yine Çin'de gerçekleşmiş. Pusula olmasaydı neler olurdu bir düşünsenize!

Matbaa (1439): Yazılı bilgiyi ucuz olarak kitlelere ulaştırmak mümkün olmasaydı Rönesans da olmazdı, Pazar sabahı tam sayfa çengel bulmaca çözme keyfi de. Matbaa için gerekli çabaları Johann Gutenberg göstermiş ama safça bir insan olduğundan sürekli kandırılmış. İlk basılan İncil de Bay Gutenberg tarafından değil, makinesine el koyan ortağının oğlu tarafından matbaaya gitmiş. Neyse ki kitaplarda hep Gutenberg'in ismi var da adamcağızın kemikleri sızlamıyor.

Mekanik saat (16. yy): Saati öğrenmenin tarihi kısmıyla ilgilenmeyelim, o kısım epey uzun. 1577'de dakikayı gösteren ilk saat yapılmış. Jost Burgi'nin amacı, astronomların kullanacağı bir yardımcı üretmekmiş.1656'da sarkaç icat edilmiş, bu da saatleri daha güvenilir hale getirmiş. Koluna saat takan ilk kişi ise Fransız matematikçi ve filozof Blaise Pascal. Yıllardan 1660. Saat kavramını standartlarına oturtan ise 1878'de Sir Sanford Fleming olmuş.

'HayatımızıMikroskop (16. yy): Lensler ve büyüteçler, Antik Yunan uygarlığında bile biliniyormuş. Ancak onlar bu lensleri yapmayı değil, sadece ortası kenarlarından daha geniş kristallerin etkilerini biliyormuş. 1590'da iki gözlük imalatçısı Zaccharis Janssen ve oğlu Hans, bir tüpün içine dizdikleri lenslerin yakındaki bir cismi 10 kat yakına getirdiklerini fark etmiş. 1700'lü yılların başında Anton van Leeuwenhoek, 270 kat büyüten bir mikroskop yapmış ve olaylar gelişmiş!

Teleskop (1608): Cam, M.Ö. 3500 gibi bulunmuş ama lens haline gelmesi için 5000 sene geçmesi gerekmiş. Hans Lippershey, ilk lensi 1600'lü yılların başında yapmış. Aslında doğruyu söyleyelim, mikroskopta da okuduğunuz gibi çok önceleri de lensler yapılıyormuş ama nedense tarihe adını o yazdırmış. Teleskop ise 1609'da, ünlü İtalyan bilim adamı Galileo Galilei tarafından icat edilmiş. Bu teleskop cisimleri 30 kat büyütebiliyormuş. Aynalarla ışığı toplayarak daha performanslı bir teleskobu bulan kişi ise 1704'de Isaac Newton olmuş.                   

 

 

Buhar motoru (1698): Buhar motoru, endüstri devriminin başlamasına, dünya için iyi, o dönemde yaşayan zavallılar için pek fena bir sürü olayın yaşanmasına sebep oldu. İlk kez hayvan gücü aşılıyordu ve insanlar çılgınca sürekli bu gücü kullanacakları yeni alanlar buldular. Bunun için 1968'de buhar motorunun patentini alan Thomas Newcomen'e teşekkür etme nezaketini gösterdiler mi bilemeyiz tabii.

Elektrik (1832): Elektrik, elektron akışıyla enerjinin transfer edilmesi sonucu oluşur. Elektriğin M.Ö. 600'lü yıllarda bilindiği, Antik Yunanistan'da kürklere amber sürülerek statik elektrik elde edildiği yazılır. Amberleri kürklere o kadar çok sürerlermiş ki gözle görülen elektrik akımları bile oluşurmuş. Elektrik denince akla Edison'un gelmesi ise kendisinin başarılı bir halkla ilişkilerci olmasından kaynaklanıyormuş sadece. Yoksa buluşta katkısı olan daha pek çok bilim adamı var. Elektrikli sandalyeyi de maalesef Edison bulmuş. Laboratuvar ortamında elektriği ilk kez elde edebilenler ise aynı yıl ayrı ayrı çalışmalarla Michael Faraday ve Joseph Henry.

Plastik (1862): İnsan yapımı ilk plastik, 1862'de Alexander Parkes tarafından İngiltere'de yapılmış. Selülozdan yapılan bu madde, ısıtılıp yumuşatılarak kalıba dökülüp soğuyunca, kalıbın şeklini alarak çıkıyormuş. Bundan önce buna benzer bilinen tek madde Charles Goodyear'ın bulduğu yollarla işlenen doğal kauçukmuş.

'HayatımızıRadyo (1895): Radyo, gelişimini iki buluşa borçlu: telefon ve telgraf. Bu ikisi olmasaymış radyo da olmazmış. 1860'ta İskoç fizikçi James Clerk Maxwell, radyo dalgalarının varlığını keşfetmiş. İtalyan mucit Guglielmo Marconi, 1895'te ilk kez bilinçli olarak radyo dalgaları gönderip almayı başarmış. Ancak bugün modern radyonun mucidi, bir takım yasal düzenlemeler sonucu Nikola Tesla sayılıyor.

Penisilin (1928): Penisilin'in tüm ekmeğini Alexander Fleming yese de küfün antibiyotik etkisini ilk olarak 1896'da Ernest Duchesne keşfetmişti.

Tabii bilimsel olarak; yoksa taa Mezopotamya'ya, Maya uygarlıklarına dönmemiz gerek. Yani besin zehirlenmelerinin en önemli sebebi olan stafilokok bakterilerinin, penicillium cinsi küfle öldürülebildiğini kayda geçiren kişi Alexander Fleming'dir. Penisilinin tıptaki hayati önemi, ilk kez II. Dünya savaşı sırasında kanıtlanmış.

PC (1936): Kişisel bilgisayarı kim buldu diye sorarsak tek bir yanıt almamız biraz zor. Bilgisayar tek bir parçadan oluşmayan komplike bir makine ve haliyle üretimine sınırsız sayıda kişi katkıda bulunmuş. Bütün bu parçalar da ayrı birer icat olarak nitelenmeli belki de. Ancak ilk programlanabilir bilgisayar, Konrad Zuse tarafından üretilen Z1'dir. Yıllardan taa 1936. Ancak bu makinenin tarihini PC'ler için kullanmamız ne derece doğru bilemiyoruz. Aslında aramızda kalsın, hiç değil ama ne yapalım ki ilk örnek bu.  

 

 

 

Transistör (1947): Transistör, bir devreyi açıp kapayan, bir sinyali güçlendiren, farklı dirençteki devre parçalarını birbiriyle uyumlu hale getiren, hmm, şeydir. Biz bilmiyoruz, öyle diyorlar.

Transistör için ayrıca elektrik elektronik camiasının en mühim keşfi de diyorlar. Ne yaptığını tam bilmesek de 1947'de transistörü buldukları için John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley'ye teşekkür borçluyuz sanırız.

Kalp pili (1950): Kalp pili, kalbin atış hızını ayarlayan bir cihaz. Kanadalı John Hopps, vücut sıcaklığının aniden düşmesi anlamına gelen hipotermiya'ya çare bulmak için radyo dalgalarıyla vücut sıcaklığını artırmaya çalışırken, tesadüfen kalbin durduğunda mekanik olarak tekrar çalıştırılabildiğini keşfetmiş. İlk ürettiği kalp pili o kadar büyükmüş ki vücudun dışında taşınması gerekiyormuş.

Lazer (1960): LASER, "Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation" kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. İlk kez 1917 yılında Albert Einstein tarafından "hayal edilmiş". 1954'te "maser" denilen teknoloji bulunmuş, "light" kelimesi yerine "microwave" kelimesini koyun. Lazerden tek farkı görünmez olmasıymış. 1958'de "maser"in mucitleri Charles Townes ve Arthur Schawlow, görünür bir lazer üzerinde çalışmışlar ancak ilk optik lazer ışınını yaratan kişi Theodore Maiman olmuş.

'HayatımızıCep telefonu (1973): Cep telefonu düşüncesi 1947'de ortaya çıkmış. Arabalara nasıl telefon yerleştireceklerini düşünen bilimadamları, yüksek güçlü vericileri aralıklı olarak yerleştirmektense düşük güçlü ucuz vericileri sık aralıklarla yerleştirmenin daha başarılı bir sistem olduğunu düşünmüşler. Tabii o sırada bunu yapabilecek teknoloji ortalarda yokmuş. Martin Cooper, modern cep telefonu cihazının mucidi sayılıyor. İlk cep telefonu görüşmesini 1973 yılının Nisan ayında o yapmış. 1977'de ilk cihaz imal edilmiş ve 2000 tane sınırlı sayıda üretilerek piyasaya çıkmış.

İnternet (1991): İnternetin büyükbabası ARPAnet'in ilk çalışmaları, soğuk savaş döneminde yapılmış. Amaç, yeni bulunan NCP (Network Control Protocol) protokolü sayesinde birbirine bağlanabilen bilgisayarlarla birbirine uzak iki askeri üs arasında bilgi akışını devamlı tutmakmış. 1968'de artık ağır kalan ARPAnet yerine NSFnet kurulmuş ve bu sefer ağa üniversiteler de bağlanmış. Bu ağ, bugün internet dediğimiz devasa şeyin omurgasını oluşturmuş.

İş'te Genç'in seçimi - Tekerlek: Maalesef ilk tekerleği kimler buldu bilemiyoruz. Yani düşünürseniz aslında özel bir seçim olmasını sağlayacak bir hikayesi yok. Tabii şu an elimizin altındaki farede bile olması, özel bir seçim olması için kafi bir neden denebilir. Tekerleğin icadından önce ağır cisimler kaydırılıyormuş. Bir gün zeki bir mağara adamı, kaydırılan şeyin altına tomruklar konursa daha rahat hareket ettiğini görmüş ve tekerlek için ilk adım atılmış. Sürtünmenin fark edilmesi ve tomruğun yontularak aks haline getirilmesi gibi çılgınca şeyler nasıl düşünüldü, aklımız almıyor. Biz olsak hala ittiriyor olurduk.

 

 

 

24/9/2006

Hızlı interneti kullanan ülkeler teknoljiyi kimseye kaptırmıyor

Berlin'de düzenlenen dünyanın en büyük tüketici elektroniği fuarı IFA'da Koreli Samsung ve LG firmalarının rüzgarı esiyor
Dünyada hızlı internet bağlantısı kullanım oranı en yüksek ülke Güney Kore. Kendi ülkesinde kablolu ve kablosuz internet erişimi konusunda önemli deneyime sahip ülke de yine Kore. Kore kendi ülkesinde elde ettiği deneyimi dünya pazarına sunuyor. Türkiye'de mobil servisler ve teknolojiler konusunda faaliyet gösteren Argela'nın Genel Müdürü Bülent Kaytaz "Diğer ülkelerin aksine, Türkiye'de yabancı firmaların şansı daha çok. Türkiye'de kendi firmalarımız bile deneyiminiz yok bahanesiyle küçümseniyor. Oysa biz geliştirdiğimiz ürünleri tüm dünyaya satabiliyoruz. Türkiye'de teknoloji geliştiren firmalara yeterli destek yok. Devlet kurumları veya özel sektör daha iyi çözüm üreten Türk firmalarını tercih etmekte zorlanıyor. O zaman teknopark projeleriyle yapılan yatırımın bir anlamı kalmıyor" dedi.

24/9/2006

Zekalı Ol Bunları Başar



« Önceki ::